Trabzon’un Şalpazarı yöresinde geçmişten günümüze uzanan “terek” (mutfak dolabı) kültürü, yalnızca yemek pişirme alışkanlıklarını değil; aynı zamanda aile yapısını, paylaşma ruhunu ve toplumsal hayatın inceliklerini de yansıtan köklü bir mirastır. Terekler, bir evin düzenini, bereketini ve hatta ekonomik durumunu gözler önüne seren en önemli yaşam alanlarından biri olarak kabul edilirdi.
Eskiden bir evde ahşaptan yapılan tereğin büyüklüğü ve içinde bulunan bakır kapların zenginliği, o hanenin itibarıyla özdeşleşirdi. Büyük bakır sahanlar, geniş taslar, büyük kazanlar ve tavalar sadece birer mutfak eşyası değil; aynı zamanda emeğin, birikimin ve saygınlığın sembolüydü. Ancak bu imkânlara sahip olmak herkes için kolay değildi. Bakır kapların her yıl düzenli olarak kalaylanması ciddi bir maliyet gerektirir, bu nedenle birçok aile daha ekonomik olan alüminyum kap-kacaklara yönelirdi.
O yıllarda yemekler genellikle büyük bakır kazanlarda pişirilir, ardından geniş sahanlara koyularak sofranın ortasına konulurdu. Kalabalık aile yapısının hâkim olduğu bu dönemde sofralar da bereketli ve kalabalıktı. Aile bireyleri aynı sahanın etrafında toplanır, kaşıklar ortak yemeğe uzanır, lokmalar paylaşımın ve birlikteliğin sembolüne dönüşürdü. Herkes için ayrı tabak ya da bardak bulunmaz; önemli olan birlikte yemek ve o anı paylaşmaktı.
Yemek saatleri de hayatın düzenini belirleyen önemli bir unsurdu. Herkesin o vakitte evde olması beklenir, sofralar birlikte kurulup birlikte kaldırılırdı. Sofraya oturmanın da bir adabı vardı; büyükler başköşeye alınır, saygı ve sevgi çerçevesinde yemekler hep birlikte yenirdi. Bu sofralar, sadece karın doyurulan yerler değil; aynı zamanda muhabbetin, dayanışmanın ve aile bağlarının güçlendiği mekânlardı.
Haber: ismet Şengül / Geyikli Haber


